Orhan Gazi Kılıç

"Allah'ım sen beni, milletime ve devletime faydam dokunmadan alma"

Yaratılış - Âdem Ata ve Havva Ana - Türklerde Hak Dininin Yayılması

Yazar: Orhan Gazi KILIÇ — 13 Ekim 2010 Çarşamba — Saat: 20:01:00

Dua edenlerin en güzeline;

Anneme!


“Sizden Önceki Topluluklar Gibi Sınanmadan Cennete Gireceğinizi mi Sandınız?”

“Sana da Sen’den öncekilere söylenenler söylenmekte.
Şüphesiz ki Rabbin hem bağışlama,
hem de elem dolu bir azap sahibidir...”

Kur’an-ı Kerim

Yaratılış - Âdem Ata ve Havva Ana - Türklerde Hak Dininin Yayılması

...
    Öktem, önce ahaliyi süzdükten sonra gözlerini kapatıverdi bir süreliğine. Sanki sözün sahibini bekliyordu başlangıç için. Yeniden gözlerini açtığında sorusu vardı dinleyicilere:
Sayfa: 225


    "Tanrı, ateşi, suyu, havayı ve toprağı, gördüğünüz duyduğunuz her şeyi kim için yarattı?"
    Cevap verilsin istemiyordu elbette. Yaratılış bahsine giriyordu. Kişi-evladının yaşadığı ilk imtihan, ilk varoluşla başlayacaktı divan.
    "Yaratılanların hiç biri tanrısal emaneti üstlenmedi" diyordu; "ta ki Âdem'e kadar. Tanrı, tüm yarattıklarının Âdem'e secde etmesini emrettiğinde yer ve gök, yıldızlar ve güneş ve melekler hepsi secdeye varmak istedi Âdem'in karşısında. Bir tek Caytgan yanaşmadı buna. Ben ateştenim, o topraktan, dedi. Böbürlendi, ululandı. Hem de en büyük olanın yanında. Ve huzurdan kovuldu..."99
    Sözlerinin ne denli anlaşılabildiğini ölçmek için yüzleri takip etti bu esnada. Aşena ve üçler sabırsızlıkla sözlerin devamını bekliyordu. Bazı suratlar şaşkın, kimisiyse, "o nasıl bir iş" dercesine anlamsız bakışlara bürünüvermişti. Kamlardan biri söz istiyordu. Ayağa kalkmıştı.
    "Tanrı, Âdeme secde ettirdi diyorsun. Oysa Tanrı, kendisinden başkaca şeylere tazim ettiğimiz için seni yolladı. Biz senin bahsettiğin Tanrı'ya mı inanacağız, yoksa Âdem'e mi?"
    Koca İnal da kafasını sallayarak soruya ortak olmuştu. Tanrı bile kendisinden başkasına secde ettiriyorsa, bunca Kutlanmış neyin kavgasını vermişti binlerce yıl...
    Öktem bunun mutlaka sorulacağını biliyordu. Ancak şimdilik cevabını detaylandırmaya niyetli değildi. Anlatmak istediği başkaca şeyler vardı.
    "Âdemden murad, Tanrısal emaneti yüklenendir." demişti ilkin. Devamında "çünkü Tanrı sadece insanı kendi ruhundan üfledi. Âdem evladından kendisini bilmesin-tanımasını istedi. Kişi bu yüzden kutsaldır. İçimizdeki öz, Tanrı'dandır"100 Haliyle
Sayfa: 226


yaratılanların secdesi, Âdem'in bedenine değil, Yaratanın bizzat kendisinedir!"
    Aşena ve üç yoldaş bu cevaba pek tatmin olmamıştı ama sözü bölmeyeceklerdi. Dinliyorlardı.
    "Tanrı, Âdem'e eş olarak Havva Anamızı yarattı ve şu ağaca yaklaşmayın, diye tembihledi. Caytgan, kişileri kandırabilmek için Tanrı'dan ruhsat ve ömür aldığı için türlü hilelerle onları kararlarından caydırdı. Âdem Ata ve Havva Ana hatalarını anladıklarında yücelerden atılmış, acuna indirilmişti. Birbirlerinden ayrı geçen yıllarda Tanrı'dan af dilediler sürekli. Pişmanlıklarını yaşadılar. Biz kendimiz zulmettik kendimize, bizi bağışla diyerek yakardılar Tanrı'ya. Caytgan ise, Âdem'e secde etmeyip cezalandırıldığında kendisini ayıplamak yerine Tanrı'yı suçladı. Sen istesen ben Sana karşı gelemezdim, demişti. Tanrı, Âdem ve Havva'nın pişmanlığını nimetlendirdi, kabul etti tövbelerini. Ama kibri ve edepsizliğinin sonucu olarak lanetlendi Caytgan. Bir daha kabul edilmemek üzere nimetten uzaklaştırıldı..."101
    Sözün devamında yine tek tek dinleyicileri süzüyordu öktem.
    "Hata yapmak bizim işimiz, tövbe etmekte öyle. Hatayı örtmek, bağışlamaksa Tanrı'nın taktiri. Yeter ki biz pişmanlıkla hatalarımızdan vazgeçelim, inat etmeyelim."
    Bu esnada önü sıra duran kıpkırmızı elmaları alıp dilimlemeye başlamıştı öktem. En yakınlarındakilerden itibaren herkese ikram ediyor, biri tükendiğinde yenisini dilimliyordu. Koca inal gözüne sokulurcasına ikram edilen meyvelere bakarken bildikleriyle Öktem’i sınama derdine düştü. Dayanamayıp söze girdi.
    “Âdem ile Havva’ya yasaklanan ağacın meyvesi elinde tuttuğun elma değil miydi? Ataya anaya yasak olan bize niye serbest?”
    Öktem az evvelki gibi sakin değildi bu kez, sesinde yüksek tınılar vardı.
Sayfa: 227


    “Elma değil, buğdaydı yasaklanan yahut erikti desem, yine de aynı şeyi soracak mıydın?”
    Ayırt edilmesi gereken sorunun içeriğiydi. Nesne miydi önemli olan, yöntem mi? Koca inal henüz bunun ayırdına varamamıştı ancak Öktem her ikisi üzerinden de konuşuyordu.
    “Dün yasaklanan şey, bugünkülere serbest kalabilir; tıpkı dün serbest olanın bugün yasaklanabilmesi gibi.” Örnek de verecekti.
    “Tanrı, Dedemiz İbrahim’den önce domuz yenmesini yasaklamamıştı kimseye ama ondan sonrakilere yasak etti bunu.”
    Hâlâ tatmin olmayan Koca İnal’a bakarak küçük bir parçası kalmış olan elindeki elmayı yukarı kaldırdı. Herkesin görmesini ve duymasını istiyordu.
    “Siz, onun sırrını bilmiyorsunuz!”
    Divan ve ikramlar bittiğinde meydan boşalmış, çadırlar doluvermişti. Öktem’in yanından ayrılmamış olan dört can pür dikkat onunlaydı. Sessizliğin uzamasına razı olamayan Aybars, “anlat” dedi sonunda, “nedir bunlar?”
    Öktem, onların gökten inen cevhere bakarak değil, topraktan gelen yürekle ikrar verdiklerini biliyordu. Gölgeler yerine güneşe talipti onlar. Aşikârdı ki, kulakları yerine gönülleriyle dinleyeceklerdi söylenenleri. Yine de, “sonra konuşuruz” dedi. Sabah erken ocakta olacaklarını söylüyordu. İş güç vardı ilgilenilmesi gereken. Hayat devam ediyordu hâlâ. Kalkıp kendi çadırına doğru giderken Aşena da peşi sıra hareketlendi.
    Üçler, gece boyunca ilk divanı düşünecekti ayrı ayrı. Aybars’ın aklında Âdem’in yüklendiği Tanrısal emanet vardı. O, nasıl bir şey ki dağlar, yıldızlar, kurtlar, kuşlar çekinmiş ama buna rağmen kişi-evladı bu emanete talip olabilmişti? Kör bir cesaret mi neden olmuştu buna, cahillik mi, karar veremiyordu bir türlü.
    Bazgan’ın zihni secde olayıyla meşguldü. İbadet etmesi gereken Âdem, henüz kendi kendisinin bile farkında değilken nasıl olmuştu da secdegah haline getirilmişti. Kutsal emaneti kabul
Sayfa: 228


edemeyenler nasıl olmuştu da Âdem’e secde etmekle emrolunmuştu. Bunun ardındaki gerçeği anlamak istiyordu kendince.
    Temir’se yasak ağaca takılmıştı, derdi onunlaydı. Sürekli aynı şeyi soruyordu kendisine.
    “Neydi Âdem Ata ile Havva Ana’yı ağaca çeken? İkisini birden Tanrı’ya karşı getirten?”
    Neticede Kutlanmış olan bir kişi, Tanrı’nın açık açık bir buyruğu varken nasıl ona karşı gelebilmişti böylesine, merak ediyordu kendince.
    Sabahleyin Kutlu’nun ardı sıra, Ak, Kara ve Gök kılıçların emanetçileri de toprağa bastırdıkları alınlarıyla Tanrı’ya tazimlerini göstermişti. İşlerine başlamak için Kutlanmış nefesiyle cevheri yumuşatıp eriyik haline getiren Öktem, silah yapmayacaklarını söyledi. Ancak yine de cevher kalıplara alınıyor, çekiçlenerek peş peşe dövülüyor, hava kabarcıkları alındıktan sonra kille kapatılarak soğutuluyordu yeniden ve en baştan.
    Çadırların rüzgârla bozulmaması ve yıkılıp gitmemesi için kafes parçaları döküyorlardı. Yerinde kurup parçaları birleştirdiklerinde çadırlar daha sağlam olacak, Öktem’inde dediği gibi, ‘dalındaki elmalar’ misali salınmayacaklardı.
    Ocak başında terden sırılsıklam olan üçlerin aklında dün geceki konuşmalar vardı hâlâ. Sözlerin perde gerisi kendilerine açılsın istiyorlar ancak birbirlerine dahi sormaya cesaret edemiyorlardı. Temir ve Bazgan “Aybars dayanamaz konuyu açar” diye düşünmüştü ve umduklarının gerçekleşmesi için yemek arasına değin beklediler.
    Tanrı adıyla kırılan soğanlar tandırdan yeni çıkmışçasına sıcak olan ekmeklerle birlikte yoğurda karıldığında daha fazla dayanamayıp “dün gece” diyerek konuya girdi Aybars. Derdinin gayet iyi anlaşıldığını biliyordu. Öktem, yoğurdun ne kadar lezzetli
Sayfa: 229


olduğundan bahsedince cesareti kırıldı oysa. Zamanı mı değildi? Yoksa istekli mi durmuyorlardı? Aklına ilk geleni yapmakla övünen evvelin Aybars’ı, ikrar arefesi ve sonrasında bir kez değil çokça düşünmeden adım atamaz olmuştu. Lokmaları sıralarken kılıçları aldıkları günü hatırladı. Öktem, kara kılıcı verirken, “Tanrı cesaretini ululasın Aybars” dememiş miydi? Cesaret sadece er meydanında değil her an, her yerde lazımdı. Düşmanı görüp üzerine naralarla atılmak kurdun kuşunda işiydi. Sırra talip olmak hepsinden daha fazla cesaret istiyor olmalıydı. Son düşüncesine yoğunlaşıp düşüncesini açık etmeyi denedi
    “Dün gece avuçlarındaki elmayı gösterip onun sırrını bilmiyorsunuz demiştin.”
    Öktem, “evet inkâr etmiyorum, söyledim” doğallığıyla bakıverdi kardeşine. Aybars az daha beklerse cesaretinin gideceğinden korkarak “onu kimseyle paylaşacak mısın?” diye sorduğunda Temir ve Bazgan, dostlarına teşekkür ediyordu içten içe. Ancak Öktem yoğurttan aldığı son lokmanın ardından, “benimle gel Aybars” dediğinde diğer iki yoldaşı şaşırmıştı. Kutlu, sadece talip olanla konuşacaktı. Onlar mağaradan çıktıklarında Temir ve Bazgan ellerinde çekiçlerle ocağın başındaydı tekrar.
    Aybars sesini çıkarmadan abisini takip etmiş, mağaradan duyulmayacak kadar uzaklaşmışlardı. Öktem, eski bir sözünü hatırlattı kardaşına.
    “Gürhan’la bana, sizin gibi olmamı mı istiyorsunuz? Doğdum, evlendim gün gelir öleceğim demiştin.”
    Aybars o noktayı çoktan aştığını sanıyordu.
    “Tanrı seninle nimetlendirdikten sonra artık böyle bir derdim kalmadı. Günü gelirse evlenirim, vadem dolduğunda ölürüm. Gözüm geride kalmaz.”
    Öktem cevabı beğenmişti aslında. Ama söylemesi gereken şeyler vardı.
Sayfa: 230


    “Tanrı’nın, Âdem Ata ve Havva Ana’ya yaklaşmayın dediği ağacın meyvesi ölümsüzlüktü” derken bir kayaya yanaşıp oturmuştu usulca. Aybars ise oturmadan huşuyla dinliyordu onu.
    Ağaçtan ve ölümsüzlükten murad, kişinin evlilik gerekleriyle evlatlar edinmesi ve neslini devam ettirmesidir. Bugün biz, yarın evlatlarımız, sonra torunlar diyerek her zamanda kişi olmayı devam ettirecek birilerinin olmasıdır. Tanrı, Âdem’e erkekliği ve Havva’ya dişiliği verip ağaca yaklaşmayın, dediğinde aslında bunu yaşamalarının zamanının gelmediğini söylemişti onlara. Caytgan ise Tanrı adına yalanlar düzüp onlara sonsuzluk vaat etti. Bir an önce erkekliği ve kadınlığı yaşamalarını istedi. Kişi olmayı tamamlamadan erkek ve kadın olmaya kalkıştıklarından yeryüzüne indirildiklerinde ayrı kaldılar birbirlerinden. Pişman olup af dilerken kişi olmayı burada tamam ettiklerinde, Tanrı dualarını kabul etti. Bağışlanıp birbirlerine kavuştular yeniden. Evlat sahibi oldular ve türediler yeryüzünde. Bunlar Tanrı’nın muradıydı. Her şey O’nun dilediğince gerçekleşti. Şimdi sende bir Âdemsin, ben de. Çadırımda bir Havva bekler beni. Seninki kim bilir nerede? Unutma, önce kişi olmadan kadın veya erkek olursak evlilik nimeti elimizden alınır da mihnet olur cana. Kişi olmayı başarırsak evlilik de, eş de Tanrı’nın izniyle ötenin nimetlerine benzer, bal şerbet olur cana.”
    Aybars dinlediklerini tam olarak anlayamıyordu. Eskiden olduğu gibi somuta meyletti bir an.
    “Yani evlenme mi diyorsun?”
    Öktem, “hayır” dedi kati bir sesle. “Onu söylemiyorum. Önce Tanrı’nın istediği kişi olmak, içindeki kendi Âdem’ini ortaya çıkarabilmek için didin. Varsa nasibinde bir Havva, elbet gelip bulur seni. Ama bu sözüm sadece sanadır Aybars. Sana!”
    Aybars evlenmek evlenmemek gerekçesiyle bir şey sormamışken aldığı cevaplar karşısında şaşırmıştı. “Gün olur, söylene-
Sayfa: 231


ni her yüzüyle anlarım” temennisiyle muğlâk tasdikler eşliğinde salladı başını. O an için emin olduğu yegâne şey, ölümsüzlük bile olsa Caytgan’ın elinden nimete ulaşılamayacağıydı. Âdem bunu denemiş ve ceremesini de çekmişti. Arzusu her ne olursa olsun Tanrı’dan isteyecekti sadece.
    Ocağa geri döndüklerinde Aybars’ın ağzını bıçak açmıyordu. Hâlâ devir daim eden sözler vardı zihninde. Kimseyle paylaşmayacaktı duyduklarını. Sözler kişiye özeldi ne de olsa. Öktem, iki kere üzerine basa basa ikaz etmişti bu hususta. Nitekim “öncekilere serbest olan, sonrakilere yasak edilebilir” demişti dün gece. Aynı şekilde düşününce herkes için yasak olanın özel durum ve şartlarda kimine serbest veya tam tersi de olabileceğini hissetti.
    Aybars zihnindekilerle meşgul olagelirken Öktem kille kapladığı eriyiği soğumaya bırakmıştı. Ellerinde çekiçlerle cevheri katlayıp-dövüp-yaymaya devan eden yoldaşlarını tek tek süzdükten sonra “biraz dinlenelim” dedi Öktem. Çekiç sesleri susacak, dört çift göz baş başa kenetlenecekti yeniden. Dün geceki bahse dönüyorlardı.
    “Havva Ana, Âdem Ata’dan yaratılmıştı.102 Bir parçası Havva’da kalan Âdem, eşinde vaktiyle kendisine ait olanı seviyor, onu özlüyordu aslında. Havva’nın sevgisiyle geldiği yere karşıydı. Yurdunu yuvasını özler gibi arzuluyordu Âdem’i. Tanrı onlarla birlikte ilk kez ‘aşkı’ da yaratmıştı aslında.”
    O an diğerlerinden ziyade Temir dikkat kesiliverdi söylenenlere. Kendisine, yarasına dair bir şeyler bulmuştu son sözlerde. Merhem de gelecek miydi, sabırsızlıkla devamını bekliyordu.
    “Atamız ve Ecemiz o aşkla yeniden bir arada olmak; parçayı bütünle buluşturmak istedi. Ancak kendilerine ağaca yaklaşmayın denmişti. Onlara söylenen ‘yapma’ idi. Yasaklamaydı bu. ‘Halinizi bozmayın’ diyordu Tanrı. Caytagan’a ise, Âdem’e secde
Sayfa: 232


et, denmişti. Ona söylenen ‘yap’ idi. Bu bir emirdi. Tanrı, ‘halini boz’ diyordu Caytgan’a. Yükümlülüğün iki hali de tecelli etmişti o esnada. Yasaklama ve emir, ‘yap-yapma’ oluverdi. Ama sonunda Âdem Ata ve Havva Ana yasağı ihlal ettiler. Caytgan’sa emre karşı gelmişti zaten.”
    Aybars ‘yükümlülük’ kısmına takılmıştı şimdi. Dışarıdaki başbaşa konuşmalarını düşündü yeniden. “Sırrı kimseyle paylaşmayacak mısın” dediğinde, ne öğrenmişti Öktem’den? “Önce kişi ol, sonra erkek.” Kendisini bir yükümlülüğe sokmamış mıydı? Caytgan’a söylendiği gibi ‘yap’ hükmüydü bu. Yoksa “kişi olmadan ağaca yaklaşma” mı, demek istemişti Kutlu? Bu durumda ‘yapma’nın muhattabıydı, tıpkı Âdem ve Havva gibi. İstenenin hangisi olduğuna emin değildi henüz. Belki de bambaşka bir şey söylemeye çalışmıştı kendisine. Anladığı tek nokta, sormakla, sırra talip olmakla yeni bir yükümlülük altına girdiğiydi. Sırrın kendisine de açılması için talip olmaktan ziyade ona hazır olmak, yetkinlik ve zamanlama önemliydi belki de.
    İçinden, “bir daha ona bir şey sormayacağım” dedi. Cesareti başına iş açmıştı durduk yere. Başka bir ses, “cesareti de aşman lazım” dediğinde, aşınca ‘ödlek’ olunmayacağını sezebiliyordu ama ‘aşmak’ nasıl bir şeydi, onu bilmiyordu.
    “Tanrı hepsine birden ‘cennetten inin’ dediğinde, Caytgan’la birlikte anılmak Âdem’in en büyük cezasıydı zaten. Yani acuna inmek, ceza değildi Âdem’e. Böyle olsa Ata’nın ve Ece’nin suçunu hepimiz çekiyor olurduk yer yüzünde. Ki bu, Tanrı’nın adaletine de sığmaz. Bu iniş doğrudan doğruya Tanrı’nın yer yüzünde kendisine bir temsilci yaratma muradıydı.103 Caytgan ise Tanrı’ya ortak koşmamıştı. Zaten itiraz ederken bile ‘beni ateş-
Sayfa: 233


ten yarattın’ diyerek, Tanrı’nın yaratıcılığını ikrar etti. Lakin kibrine yenilmişti o. Yani Caytgan hiçbir zaman Tanrı’nın düşmanı olmadı, olamazdı. Caytgan’ın harcı kişilere düşmanlık etmek oldu hep.104
    Bazgan, Tanrısal muradın gerçekleşmesi için bile şeytanın kullanıldığını düşünürken, “Andakan neden kullanılmasın?” dedi içinden. Murada giden yolda bilgili olmak yetmiyordu. Şeytan bile bilgisiyle kovulmuştu huzurdan. Kişi-evladı için bundan büyük bir örnek olabilir miydi?
    Üstelik kibirli Tiginler, insanlara “ben sizin Rabbinizim” diyorken şeytan böyle bir iddiayla ortaya çıkmamış, hamuru bu işe uyanların gemi azıya almasını sağlamış, onların yoldan çıkmalarını seyretmişti keyfince...
    Bazgan, hayrı dokunmayacak, kötülüğe sevkedecek akıl ve bilginin, Andakanlardan bile tehlikeli olduğunu anlamıştı o an. Tanrı’ya sığınıyor, aklının ruhuna itaat etmesi için yalvarıyordu yana yakıla.
    Öktem, konunun baş taraflarını hatırlattı şimdi de ‘yap’ yükümlülüğüne uyanlardan bahsederek....
    “Tanrı sözüne binaen Âdem’e secde ettiklerinde melekler insandaki Tanrısal nuru görüp yeniden kapandı secdeye. Çünkü Tanrı, Âdem’i kendi suretinde yaratmıştı. Yeryüzü Temsilcisi, aslının nurundan parçaydı zira. Bu yüzden Dedemiz İbrahim Yalavaç (Yalavaç=Peygamber) secdesini iki kere tekrarlardı ha bire.105 İlki emri yerine getirmek, ikincisiyse şahit olduğu nura şükretmek içindi. Bu şükür, ‘şahit’ olma zevkiydi aslında...”
    Öktemin sözleri henüz bitmişti ki, Bazgan vecdle toprağa kapandı aniden. Alnını kaldırmaksızın secdedeydi. Neden sonra melekler gibi ‘emri’ yerine getirip başını topraktan kaldırdığında yeniden secdeye kapanacağını sanmıştı Aybars. Oysa Bazgan ikin-
Sayfa: 234


cisi için bir türlü uzanamıyordu toprağa. Meleklerin halini yaşayamamışken, o Tanrısal nuru secdegahta görememişken ikincisine teşebbüs etmek, riyakârlık mı olacaktı?
    Öktem, yoldaşını izliyordu. Riyakârlık veya başka bir edepsizlik değildi bu. Taklit de olsa, secdesini ikilemesinden yanaydı. O an Bazgan’ın içinden yükselen bir ses “faydasız bilgi” diyordu meleklerin secdesi için. “Sana bir yararı yok ki. Tanrı, o günahsız meleklerine nasip etmiş bunu.”
    Sesin vaazettiği hayalkırıklığıyla yerinden doğrulacakken Öktem’i duydu bu kez: “Sen secdeye memursun Bazgan. Gün gelir, yaptığın her iş sana zevk olur da, çıkar emirlikten. Unutma ki, sen, toprak gibi tevazu sahibisin ve ateşten aşağı da değilsin!”
    Bazgan ikinci kez secdeye uzanmıştı şimdi.
    Temir, secdedeki yoldaşını izlerken Âdem ile Havva’nın aşkını ve bütünleşmek istemelerini düşünüyordu. Ata ile Ana, ortak günah, ortak pişmanlık, ortak tövbe ve affedilişle hayrı da, şerri de ruhen beraber yaşamıştı. Ancak kulluk zevkine ulaşmak için meleklerin de yaptığınca önce emrin dinlenmesi şarttı. Zaten öktem de bu konuya giriyordu.
    “Caytgan, Sen istemesen ben Sana karşı gelemezdim, derken kabahati Tanrıya atfetti. Oysa Âdem ve Havva, biz kendimiz ettik kendimize, bizi affet derken kötülüğü kendilerine yakıştırdılar. Affedilmeyi dilediler. Buradaki nimet ‘edep’ öğrenmektir. Bu yüzden Kutlu kişiler, hasta oldum, der ama iyileştim, diyemez. Oysa Tanrı bana hastalık verdi, diyen Caytgan kibri, şifayı da Tanrı verdi demeye elvermez...”
    Aybars şimdi anlıyordu, Gürhan’ı defnettiklerinde Aşena’nın söylediklerini. “Tanrı her şeyi görüp biliyorsa, neden çadırdaki cinayetten önce Önce Öktem’e haber vermemiş bunları” sorusuna karşılık, “Tanrı kendisinden bile hesap soracak kadar akıl verdiği
Sayfa: 235


insanları bi hata işlemeden evvel birilerine mi ihbar etsin” demişti ablası. Akıl, vicdan ve ‘yap-yapma’ bilgisi insana verilmişken, güzellikler Tanrı’nın, çirkinliklerse insanın harcıydı artık. Üstelik insan, iyiyi kötüyü ve doğruyu yanlışı yaratanın Tanrı olduğuna inanıp tüm olumsuzlukları kendisinden bilmeliydi. Kolay mıydı bu? Sanmıyordu ama olması gerekendi. Bunun için gayret göstermeliydi.
    Öktem, “Tanrı işimizi kolaylaştırsın” diyerek cevherin başına geçtiğinde yoldaşlarının dualarına mı katılmıştı, yoksa devam edecek kafes imalatları için mi söylemişti bunları, fark etmiyordu hiçbiri için. Canla başla işlerine sarılmışlar, cevheri sabırla dövüp-yayıp yeniden açmaya devam etmişlerdi.
    Ocaktan dönüp meydandaki kalabalığı gördüklerinde bunun rutin olmadığı aşikârdı hepsine. Kutlu’yu bekliyordu insanlar. Bir kısmı savaşta esir alınıp gerisin geriye yollanan eski düşmanlardı. Cevherin gücünü bizzat tadanlar, görmeyenlree de onu anlatmış, “Kutlu kişi hepimize iyilikle, güzellikle muamele etti” diyerek yanlarına başka insanları katmış halde obaya gelmişlerdi. Hepsi de uğruna günlerdir yolculuk ettikleri Öktem’i merak ediyordu.
    Bazgan gördükleri karşısında şükretti Tanrı’ya. “Evvel çadır çadır, oba oba gezmiş, eza ve ayıplanma ile karşılanmıştık. Şimdi insanlar gelip kendiliklerinden talip oluyor, ikrar veriyorlar” diyordu. Gelenlerin bir kısmı Issık’tan, bazıları da bozkırdaki diğer obalardandı. İçlerinde güneyli pirinç çiftçileri (Çinliler) de vardı. Dilleri farklı olsa bile neyi talep ettiklerini bilmenin dinginliğiyle nasiplerine kavuşuyorlardı. Halka halka Kutlu kişiye ikrar verenlerin bazısı Aladağ’da106 kalmaktan yanaydı. “Sürülerimizi, çadırlarımızı alıp bir köşeye konalım” diye izin istiyor, ısrar ediyorlardı. Öktem yeni gelenlerin Aladağlılarla kardeş olduklarını ilan ettikten sonra aralarındaki hukuku pekiştirdi.
    “Onlara konacakları yer göstereceksiniz, meralarınızı onların sürüleriyle paylaşacaksınız!”
Sayfa: 236


    İlerleyen günlerde de ikrar verip Kutlu’nun yanına yerleşenler oldu. Öktem, gelenlere ikrarlarının şahidi olarak kızıl renkte olan börkler107 hediye ediyor, bizzat kendi elleriyle başlıklarını giydirirken inançlarında sebat etmeleri ve Kutsal nasiplerini tamamlamalarını diliyordu. Yanlarında sürüleri veya kendi işiyle gelenler düzenlerini aynen Aladağ’da da devam ettiriyor ama garip olanların elinden tutulması gerekiyordu. Öktem bu sorunun halli için kızıl börklü tüm sürü sahipleri ve kürk avcılarıyla konuşmuş, “ağılda kuzu doğsa derede otu biter, Tanrı izniyle Aladağ hepimize yeter” diyerek kimsesizleri çırak olarak yanlarına almalarını istemişti. Hatta Aybars ve Bazgan’a kendi sürülerinin tüm işlerini devretmelerini, Temir ile birlikte sadece ocakta kendisiyle birlikte çalışacaklarını da bildirmişti.
...
Sayfa: 237


99 Azhab Suresi: 72. Ayet, Bakara Suresi: 34. Ayet ve Araf Suresi: 12. Ayet’e atfen...
100 Sad Suresi: 72. Ayet’e atfen...
101 Bakara Suresi: 35-37. Ayetler ve Araf Suresi: 14-18. Ayetlere atfen.
102 Nisa Suresi: 1. Ayet’e atfen...
103 Bakara Suresi: 30. Ayet’e atfen...
104 Araf Suresi: 22. Ayet’e atfen...
105 Hz. İbrahim’in bu sünneti aynen İslamiyet’te de devam ettirilegelmekte, her rekâtta iki kez secde edilmektedir.
106 Romanda adı geçen “Aladağ” bugünkü Kırgızistan, Kazakistan ve Özerk Sincan Uygur yönetimi sınırlarının birleştiği üçgende, Issık Göl yakınlarındadır.
107 Börk; deriden mamul, tepesi sivrice, kışın kürklü olarak kullanılan otantik bir bozkır başlığıdır...


Ahzab 72. Biz emaneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.
Bakara 34. O vakit biz meleklere, "Âdem'e secde edin" demiştik de İblis dışında tümü secde etmişti. İblis yan çizmiş, kibre sapmış ve nankörlerden olmuştu.
Araf 12. Allah buyurdu: "Sana emrettiğimde secde etmeni engelleyen neydi?" İblis dedi: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın."
Sad 72. "Onu kıvama erdirip içine ruhumdan üflediğimde, önünde secde ederek eğilin!"
Bakara 35., 36., 37. Ve Âdem'e şöyle buyurmuştuk: "Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz." - Bunun üzerine şeytan onların ayaklarını kaydırdı da onları içinde bulundukları yerden çıkardı. Biz de şöyle buyurduk: "Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak aşağıya inin. Belli bir süre kadar yeryüzünde sizin için bir bekleme yeri, bir nimet/bir yararlanma imkânı olacaktır." - Bunun üzerine Âdem, Rabbinden bazı kelimeler öğrenip belledi de O'na yöneldi. O da onun tövbesini kabul etti. Gerçekten de O, evet O, Tevvâb'dır, tövbeleri cömertçe kabul eder; Rahîm'dir, rahmetini cömertçe yayar.
Araf 14., 15., 16., 17., 18. Dedi: "İnsanların diriltileceği güne kadar bana süre ver." - Buyurdu: "Süre verilenlerdensin." - Dedi: "Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım." - "Sonra onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından musallat olacağım. Birçoklarını şükreder bulamayacaksın." - Allah buyurdu: "Çık oradan. Yenik düşmüş ve kovulmuş olarak. Onlardan sana uyan olursa yemin olsun ki, cehennemi tamamen sizden dolduracağım."
Nisa 1. Ey insanlar! Sizi bir tek canlıdan yaratan, ondan eşini vücuda getiren ve o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anarak birbirinizden dilekler dilediğiniz Allah'tan korkun. Rahimlerin haklarına saygısızlıktan da sakının. Şu bir gerçek ki Allah, Rakîb'dir, sizin üzerinizde sürekli ve titiz bir gözetleyicidir.
Bakara 30. Bir zamanlar Rabbin meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım." demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamt ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz." Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim."
Araf 22. Nihayet onları kandırarak aşağı çekti. O ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?"

BU ALINTI “TÜRK PEYGAMBER - BOZKIRIN SIRRI” (Ahmet TURGUT) KİTABINDAN YAPILMIŞTIR


#orhangazikılıç #yazılımcı #programcı #mühendis #oyuncu #vatanperver