Orhan Gazi Kılıç

"Allah'ım sen beni, milletime ve devletime faydam dokunmadan alma"

TÜRKİYE ile FRANSA'nın ERMENİSTAN MÜC...

Yazar: Orhan Gazi KILIÇ — 6 Aralık 2008 Cumartesi — Saat: 07:19:00






TÜRKİYE ile FRANSA'nın ERMENİSTAN MÜCADELESİ 

 

    Fransa; her dönemde ve hamlesinde Karadeniz ve Kafkaslarla ilgili
stratejilerini Ermenistan üzerinden irdeleyerek ve Ermenistan'ı öne
sürerek yaptı. Fransa bu sebepten dolayı Orta Asya, Hazar Denizi,
Kafkaslardaki iktisadi faaliyetlerde dışlandı. Fransa 70 milyonluk
Türkiye Cumhuriyeti ile 2,5 milyonluk Ermenistan'ı aynı kefe içine
yerleştirmesinden dolayı dünya enerji kaynaklarının merkezi olan
topraklardaki kaynaklardan faydalanmada tabir-i caiz ise hava almış
oldu.

    Fransa'nın stratejisi Ermenistan'ı kullanarak ve bu
toprakları enerji koridoruna dahil ederek kendisinin bu bölgedeki
enerji kaynaklarından faydalanmasını sağlamaktı. Kafkaslar 1990 lı
yıllardan sonra dünyanın en stratejik toprakları olarak ön plana
çıktıç. SSCB nin (Rusya) devreden çıkmasıyla da Türkiye ön plana çıktı.
Fransa ise yeni kurulan Ermenistan'a sahip çıkarak bölgede etkin rol
oynamaya çalıştı. Fransa; Kafkasya topraklarında Türkiye'nin önünü
kesmek için Ermenistan'ı kullanma yolunu seçti. Ermenistan yönetimini
Ermeni diyasporası ile kullanarak ilk aşama olarak Ermenistan
güçlerinin Dağlık Karabağ bölgesine girmesini sağladı. Türkiye, Azeri
toprakları olan Dağlık Karabağ'ın işgal edilmesi üzerine sertleşti ve
Türkiye ile Ermenistan'ın arası devlet bazında açılmış oldu. Böylece
Fransa'nın planları tuttu. Ermenistan sadece Fransızlara kaldı.
Akabinde Türkiye – Azerbaycan – Ermenistan bağlantıları koptu,
restleşmeler başladı. Fransa istediğini yapmış, Ermenilerin tek
güvendiği devlet konumuna gelmişti.

    21. yüzyıla 9 sene kala; gündeme
Kafkaslardaki, Karadeniz'in kuzeyi ve doğusundaki, Hazar denizindeki
doğalgaz ve petrol yatakları gündeme geldi. Fransa doğalgaz ve petrol
bölgelerinden faydalanmak için Ermenistan topraklarını koz olarak
kullanmak istedi. Ermenistan'ın hamiliğini Fransa üstlendi. Türkiye ise
Fransa'nın her hamlesine karşı hamle yaparak ve enerji koridorunun ana
köprüsü kendisi olduğunu Anadolu olmaz ise enerji boru hatlarının
Akdeniz'e inemeyeceğini  beyan ederek Fransa'yı dışladı. Fransa ise
uluslararası platformda her defasında Ermeni meselesini öne sürerek
elini güçlendirmeye çalıştı. Fransa kaybedeceğini bile bile
Ermenistan'ı savundu, Türkiye'yi yerdi ve uluslararası platformlarda
1915 Ermenistan olaylarını öne sürerek Türkiye'yi yıpratmaya çalıştı.
Kafkaslarda Türkiye-Fransa gerginliği büyüdü. Fransa'nın bu tutumundan
dolayı Türkiyede'ki silahlı kuvvetlerin silah satın alması ile ilgili
her ihalesine Fransa giremedi. Türkiye, Kafkaslar, Hazar Denizi ve Orta
Asya topraklarından Türkiye'ye gelip Akdeniz sularına ulaşmasındaki çok
büyük ihalelerde de Fransa'nın dışlanmasını sağladı. Türkiye
alenen;”... Fransa varsa enerji koridoru meselesi zora girer,
Türkiye'den geçecek her türlü enerji boru hattında Fransızlar
bulunmayacak deyince”... bu karar hem İngilizlerin hem ABD'nin hem de
Rusların işine yaradı. Çünkü bir açıdan ortak sayısı bir adet düşmüş
oldu. Hazar Denizinden gelen enerji boru hatları normal yol olan
Ermenistan'dan Anadolu'ya girmesi gerekirken kuzeye kaydırılarak
Gürcistan'a ve daha sonra Anadolu topraklarına girdi. Büyük yatırımlar
olarak görülen bu enerji kaynaklarından hem Fransa hem de Ermenistan
ekonomik açıdan faydalanamadı. Fransa, Kafkasyadaki enerji
kaynaklarından faydalanamadığı için çok zarar etti.


    Fransa 2008 yılında Avrupa Birliği dönem başkanlığını devralmıştı.
Fransa bu avantajını kullanarak ve Rusya ile de yakınlaşarak
Kafkaslardaki sorunların aşılması için 2008 yılının Eylül ayında bir
beyanda bulunarak bu konuda uluslararası konferans düzenlemek istedi.
Fransa'nın devlet haber ajansı olarak bilinen Fransız Haber Ajansı
dünya ajanslarına bir haber uçurdu. Bu habere göre, Fransa
Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin, Moskova ve Tiflis'e yapacağı ziyaret
sırasında söz konusu olan konferansı resmen isteyeceğini açıkladı.
Sarkozy, bu konferansa bölgedeki devletlerin tamamının katılması
gerektiğini ve Kafkaslardaki krizlerin aşılması için bu konuda
Türkiye'nin kilit rol oynaması ve Ermeni meselesi üzerindeki katı
tutumunu gevşetmesi gerektiğini ifade etti. Fransız Haber Ajansı mealen
“... bölgenin en güçlü devletlerinin Türkiye, Rusya ve İran olduğunu bu
krizi bu üç ülkenin çözmesi gerektiğini...” yazdı. Aynı haber ajansı
Bakü – Tiflis – Ceyhan hatları konusunda  serzenişte de bulundu. Fransa
Haber Ajansının bu haberleri üç ülke tarafından da hiç itibar
görmediğinin yanında bazı dışişleri uzmanları Fransa'nın bu demeçlerine
Anadolu terimi ile “...Fransa kendi çalıyor..kendi oynuyor...” yorumunu
yaptı.


    Türkiye'nin 2008 yaz aylarında beklenmeyen bir şekilde Ermenistan
ile ilişkileri geliştirmek için yaptığı çalışmalar hem Fransa'yı hem de
bütün dünyayı şaşırttı. Ermenistan, 1991 yılındaTürkiye'nin kardeş
topraklar dediği Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ topraklarını işgal
etmişti. O yıllarda 3,5 milyon nüfusa sahip Ermenistan'ın hangi güce
dayanarak böyle bir teşebbüste bulunduğu anlaşılamamıştı. Türkiye ve
Azerbaycan bu olayı uluslararası platforma taşıdı ama dünya
ülkelerinden hiç bir ses çıkmadı. Dağlık Karabağ'da bulunan 1 milyon
Azeri Türk'ü perişan oldu kendi topraklarından kovuldu. Bunun üzerine
Türkiye ve Azerbaycan, Ermenistan'a ekonomik ambargo koydu ve
Kafkasya'daki Ermeniler perişan oldu. Türkiye ile Ermenistan arasındaki
iplerin tamamı koptu. Fransa ise Ermenistan'a olan desteğini fazlasıyla
artırdı. Fakat Fransa'nın eli-ayağı kilitlenmişti çünkü Ermenistan'ın
etrafı çevrilmişti. Ermenistan'a destek veren Fransa desteği ile de
Türkiye ile Fransa arasında gergin dönem başladı.


    Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül; 2008 yılının sonbahar ayında
yapılacak olan maçı sebep göstererek Ermenistan'daki,
Ermenistan-Türkiye Milli maçını seyretmek için bu ülkeye gitti. Türkiye
cumhurbaşkanı bu maça giderken Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham
Aliyev'den “olur” almıştı. Kafkaslardaki dengeler iki gün içinde
birdenbire değişti. Türkiye Kafkaslarda atağa girerek Fransa ile
Ermenistan arasına girmiş oldu. Fransa, Türkiye'nin bu atağı ile
şaşırdı.

Türkiye'deki bazı kişiler böyle bir atağı 1993 yılında Türk
devletinin alt kademelerinin onayını alınarak da yapmıştı. Bu olaya
tahsilini ODTÜ de yapan, Türkiye'deki olaylarda sol kesimde eylemci
olan ve sonradan Fransa'da evlenerek Fransız vatandaşı olan Ermeni
işadamı Samson Özararat da dahil olmuştu.

    Türkiye; Fransa'nın,
Kafkaslardaki ve dolayısıyla Ermenistan'daki etkinliğini kırmak için
Türk tarihinde Türkçü lider olan Alparslan Türkeş'i devreye sokarak bir
hareketi başlatmıştı ve karşıdan gelen tekliflere olumlu yaklaşmıştı.
Strateji çok planlı ve dikkatli çizilmişti. Çünkü Alparslan Türkeş gibi
bir devlet adamının Ermenista ile diyaloğa girmesinde hiçbir kimse art
niyet arayamazdı. Türk kamuoyundan ve medyasından saklanan bu olayla
dönemin Ermenistan devlet başkanı Levon Ter Petrosyan'ın ağabeyi Telman
Petrosyan ile Alparslan Türkeş bir araya geleceklerdi. Görüşmenin ana
maddeleri; Ermenistan işgalinde bulunan Dağlık Karabağ meselesi, açlığa
mahkum olan ve Kafkaslardan soyutlanan Ermenistan'ın durumu idi. Daha
sonraları 1997 yılında Türk-Ermeni iş konseyi dahi kuruldu.  Dağlık
Karabağ'ın çözümü ve Ermenistan'ın devlet olarak Kafkaslardaki yerini
alması üzerinde kararlar alındı. Fransa dışlanacaktı. Fakat Alparslan
Türkeş, 4 Nisan 1997 yılında öldü (bazılarının yorumu ile öldürüldü),
Türkeş'ten bir ay sonra şüpheli bir şekilde Telman Petrosyan da öldü. 
Böylece Türkiye ile Ermenistan arasındaki bağlantılar koptu.

Türkiye'nin, Fransa'yı dışlayarak Ermenistan devlet yetkilileri
ile yakınlaşma politikası; Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün
Ermenistan'a gidinceye kadar geçikmiş oldu. Alparslan Türkeş'in ve
Telman Petrosyan'ın ölmeleri ile Türkiye-Ermenistan arasındaki
yakınlaşma ilişkileri 11 sene gecikmiş oldu.  Ermenistan Devlet Başkanı
Levon Ter Petrosyan ise Azerbaycan toprakları olarak kabul edilen
Dağlık Karabağ için barış istediği ve bu meselenin bitirilmesi
gerektiğini savunduğu  için Fransa tarafından güdülen kişilerce büyük
baskılara maruz kaldı. Ermenistan Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan
kardeşini kaybetmişti, tehditlere maruz kaldı, ailesi tehdit edildi  ve
1998 yılının Şubat ayında devlet başkanlığından istifa etmek
mecburiyetinde kaldı.



    Bu olaylar neticesinde; bazı devlet istihbarat örgütlerinin veya
terör örgütlerinin Türkiye-Ermenistan arasındaki ileriye yönelik
işbirliğini engellediği anlaşıldı. Fransa'nın, Kafkaslardaki tek 
dayanağı Ermenistan'dı. Türkiye ile Azerbaycan birlikteliğinin;
Kafkasya topraklarındaki devlet niteliğindeki güçlerle ve halk grupları
ile yakın temasta bulunduğu, iki Türk devletinin bu topraklarıdaki
liderlerle direk ve dolaylı olarak işbirliği yaptığı, uluslararası
platformlarda biliniyordu. Türkiye-Azerbaycan birlikteliğinin,
Kafkaslardaki rakipleri Fransa ve Rusya idi. Ruslar, SSCB dönemindeki
kadar Kafkaslara hakim olmadığının yanında Türkiye ve Azerbaycan ile
işbirliğine yakın duruyordu. Fransa, Kafkaslar konusunda ne kadar
teşebbüste bulundu ise Rusya ile arasındaki sağlam diyaloğu bir türlü
kuramadı. Türkler için Kafkaslardaki tek problem Fransa destekli
Ermenistan'dı. Fransa, Ermenistan'ın kendisinden başka bir ülke ile
işbirliğine girmesiyle, Kafkaslardaki Fransa etkinliğinin tamamıyla yok
olacağının bilincindeydi. Azerbaycan'ın direk olarak Ermenistan ile
işbirliğine girmesi imkansızdı. Çünkü arada Azerbaycan toprakları olan
Dağlık Karabağ bölgesinin Ermenistan tarafından işgal edilmiş
olduğuydu. Ermenistan, Dağlık Karabağ'ı işgal etmişti ama büyük bir
belanın da içine düşmüştü. Türkiye'nin ekonomik ambargosu ile Ermeniler
neredeyse açlık noktasına gelmişti. Fransa'nın korkusu Türkiye'nin
Ermenistan'ı etkisi altına alacağı gerçeğiydi. Bu sebepten Türkiye'nin,
Ermeniler üzerine yaptığı her hamlenin boşa çıkarılması şarttı. Fransa,
Türkiye'nin Ermenilerle ilgili her hareketinin boşa çıkması ve
başarısız olması için her yolu denedi. Fransa sürekli ve karşı hareket
tarzları çizdi, entrikalar çevirdi, sabotajlar yaptı. Kafkasların en
güçlü ülkesi Türkiye olduğuna göre ana hedef Ankara ve İstanbul
olmalıydı. Bu durumda Fransa'nın yapması gereken hareket, Türkiye
üzerindeki oyunlarını oynaması ve planlarını uygulamaya sokmasıydı.
Fransa etkin olabilmek için Türkiye'deki; sol örgütleri, Kürtçülük
hareketini yürütenleri, laiklik savunucularını ve hükümete karşı olan
her örgütü devreye soktu. Bu grupların Ermeni diyasporası ile
işbirliğini sağladı. Hükümeti yıpratmak için büyük şehirlerde mitingler
tertip edildi. Hükümetin gündeminden Ermenistan ile işbirliği
faaliyetlerinin durdurulması ve gündemin başka mercilere çekilmesi için
her türlü provakasyon denendi. Nitekim Fransa; Türkiye'deki oynadığı
olaylarda başarılı oldu ve kullandığı örgütlerle gündemi başka
noktalara taşımayı başardı.

    Fransa'nın ve Türkiye'de yaşayan Türkiyelilerin idrak edemediği
bir gerçek vardı; bu gerçek yani Türkiye ile Ermenistan yakınlaşmasının
politikasını Türk hükümeti çizmemişti. Kafkaslardaki stratejiyi çizen
hükümet kadroları değildi. Bu kararı verenler devlet kadrolarıydı ve
Türkiye – Ermeni yakınlaşması  kararının alınmasının Türkiye'nin “bir
devlet politikası” olduğu gerçeğiydi. Kısaca mevcut hükümet istemese
de; Türkiye'nin siyasi düşünceden uzak devlet kadroları,
Türkiye-Ermenistan diyaloğunu devam ettirecek ve eninde-sonunda
Türkiye, Ermenistan problemini çözecek ve de Kafkaslardaki liderliğini
ilan edecekti. İşte Fransa'nın Kafkaslardaki korktuğu netice bu idi.
Fransa; 2008 yılının ikinci yarısından sonra  Kafkaslardaki kalesini
yani Ermenistan'ı kaybetmeye başladığını anladı, Cumhurbaşkanları
Nicolas Sarkozy'i devreye sokmaya çalıştılar ama olmadı. Türkiye'deki
birçok “Derin Millet” kadrosu Sarkozy'i sirk palyaçosu sınıfına sokup
muhatap dahi olmadı.
 
    Fransa 2008 yılında Kafkaslarda enerji
boru hatları projelerinde darbe yediği gibi Ermenistan üzerindeki
etkisinin azalmaya başlamasıyla da ikinci bir darbe daha yemiş oldu.

Böylece Fransa'nın Kafkaslardaki son kalesi olan Ermenistan kalesinin surları yıkılmaya başladı.
Mehmet Ali Bilgin
İktisatçı,yazar 


Etiketler:

#orhangazikılıç #yazılımcı #programcı #mühendis #oyuncu #vatanperver